Büyükada

Büyükada

17/11/2017 0 Yazar: Rumeysa ŞAHİN

Büyükada, metropole çok yakın olmasına rağmen, metropolden hiçbir iz taşımayan bütün doğallığı ile bize sunulan, eşsiz güzellikleriyle dolu bir doğa harikasıdır. Antika, köşk yapıtları ile her eve dönüp tekrar baktıran muazzam güzelliklerdeki evler, dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Trafikten, gürültüden uzak, kafamıza estiğinde her an çıkıp gidebileceğimiz yakınlıkta olan adalardan büyük ada; bizlere bırakılmış, kazandırılmış en güzel mirastır. Sokaklarında yürürken huzur veren, her sokağında denizi görebileceğimiz temiz hava da cabası.

Tüylerimizi ürperten, ünlü Türk roman yazarı Reşat Nuri Güntekin’in harika evini de görmeden geçmeyin deriz. Bir müzesi yok ama üç katlı evin pembe pervazlı dış cephesi bile görülmeye değer. Yılmaz Türk Caddesi’nde, Aya Nikola Kilisesi’nin önünden ilerleyince bu köşk çıkıyor karşınıza. Orada konaklayan veya ziyarete gelen insanlar, alışveriş olarak pazarı andıran ama yine gezmesi çok zevk veren caddelerde alışverişin tadını çıkartıyorlar. El emekleri ile yapılan ve satışa sunulan bileklikler, halhallar, küpeler, bandanalar, şapkalar da bakılmaya değer cinsten. Ulaşım olarak gelen ziyaretçiler faytonları tercih ediyor. Eskileri hatırlatan fayton turunun keyfini bizler de çıkarabildik ve gönül rahatlığı ile tavsiye edebileceğimiz, yorulduğunuz noktalarda tercih edebileceğiniz bir gezinti olduğunu söyleyebiliriz.

Belki de bizlerin en çok dikkatini çeken yapı Rum Yetimhanesiydi. Sizlere biraz da buradan bahsetmek istiyoruz. Bu yapı, 1898 ile 1899 yılları arasında, bir Fransız şirketi tarafından, otel olması için o zamanların ünlü mimarlarından Aleksandra Volari tarafında, Manastır Tepesi’nde inşa ettirilmiştir. Aslında bu yapı otel olarak düşünülmüş fakat gereken izin alınamamıştır. Bina daha sonra Eleni Zarifi adlı Rum asıllı kadın tarafından satın alınıp yetimhaneye çevrilmiştir. Hatta bir ara Kuleli Askeri Mektebi buraya yerleşmiş, yetimhane de Heybeliada’ya taşınmıştır. Daha sonra bu yapı Rum göçmenlerine ev sahipliği yapar. Fakat çeşitli olaylar ve binanın ahşaplarının sökülüp, binaya zarar verilmeye başlaması üzerine 1960 yılında resmi olarak kapatılır.
En çok zorlandığınız nokta neresiydi diye soracak olursanız,Büyükada’nın o dik yokuşları deriz. Yorulduğumuz noktalarda karşımıza çıkan, bizlerin doğayla iç içe olduğumuzun göstergesi olan ineklerle fotoğraf çekilmeden edemedik. Uzun, bir o kadar da yorucu yokuşlar, biz gezenleri en yoran noktaydı. Ama o zorluğun ardında bizleri bekleyen eşsiz güzelliğiyle hayranlık bırakan, fotoğraf çekebileceğimiz ve sıkılmadan sabahtan akşama kadar izleyebileceğimiz Aya Yorgi tepesi vardı. Öyle ki, Büyükada ayaklarımızın altındaydı. Bizler oranın keyfini çıkardık, zorlukla çıktığımız o yokuşların verdiği yorgunluğu, o eşsiz manzarayla atabildik.

Gelelim dönüş yoluna, ulaşım olarak ada içinde bisikletler, faytonlar ve elektrikli motosikletler var. Evlerimize döneceğimiz yol ise vapurdan geçiyor. Vapura bindiğimizde tatlı yorgunluk diye adlandırabileceğimiz, martılarla ve denizle yine iç içe olduğumuz bir yol izliyorduk. Hüzünlü bir dönüş diye de adlandırabiliriz bunu. Nedenini soracak olursanız, bu güzelliği arkamızda bırakıp oraya veda etmek bizleri üzen bir noktaydı. Bu sessizlikten, eşsiz manzaradan, doğa harikası olan Büyükada’dan ayrılmak bizlerin içini burkan bir detaydı. En kısa sürede tekrar gitmeyi diliyor ve sizlerin de gitmesini canıgönülden istiyoruz.

BU GÖNDERİYİ ARKADAŞLARINLA PAYLAŞMAK İSTER MİSİN?