Dijital dünyanın yaygınlaşması ve sosyal medyanın giderek hayatımızda daha önemli bir yere sahip olmasıyla birlikte pazarlama 3.0 ortaya çıktı.

Önceden olduğu gibi satış odaklı pazarlama ve ne üretirsem onu satarım zihniyeti çok geride kaldı. Artık satış gerçekleştikten sonraki müşteri memnuniyeti önem kazanmakla kalmamış, aynı zamanda tüketiciyi duygusal anlamda tatmin etmek de önemli bir unsur olarak hayatımıza girmiştir.

Markalar arasında karşılaştırmalar yapan tüketici satın alacağı ürünün veya hizmetin kendisine ve çevresine ne gibi faydaları olduğunu araştırıyor. Maddi ve manevi olarak yapılan çalışmalar neticesinde marka tercihi yapılıyor.

Tüketici sadece ona maddi kazanç sağlayacak markayı değil; onun değerlerine, özlemlerine seslenen markaları tercih ediyor. Yapılan uygulamalar, sponsorluklar ve sosyal sorumluluk projeleri ile adını duyurmaya çalışan marka, kurum ve kuruluşlar tüketicinin gözüne bu şekilde girmeye çalışıyor. Buradan da anlaşılacağı gibi pazarlama 3,0’dan sağ çıkan şirketler tüketici bazlı düşünen ve ona değer yaratmakla uğraşanlar olacak.

Bunun için şirketler, markalar, hedef kitlesine nasıl ulaşacaklarının yollarını arıyorlar. Nerede yaşıyorlar? Nelerden hoşlanıyorlar? Hangi sosyal medya platformlarında zaman harcıyorlar veya hayata, yaşamlarına dair duydukları özlemleri neler? Bu sorularının cevaplarını bulan marka bu yönde misyon, vizyon ve hedeflerini şekillendiriyor.



Yeni Dalga Teknolojileri

Pazarlama 3,0’ın tetikleyici gücü ‘yeni dalga teknolojileri’ olmuştur. Yeni dalga teknolojileri ile üretici ve tüketici arasındaki fark siliniyor. Artık tüketici aynı zamanda üretici konumuna geçiyor.

Yeni dalga teknolojilerinin ortaya çıkışı, Sun Microsystems’in Başkanı Scott McNeally’nin katılım çağı olarak adlandırdığı çağa damgasını vurmaktadır. Katılım çağı ile birlikte insanlar haberleri, fikirleri, eğlenceyi kendileri yaratır ve tüketirler. Günümüzde pek çok marka tüketicileriyle birlikte çalışma yoluna gitmektedir.

Procter &Gamble ürünlerinin geliştirilmesinde tüketicileri ile çalışmaktadır. Adidas ve Nike internet siteleri aracılığıyla, tüketicilerin tasarladığı ayakkabıları üretiyorlar. Algida ise “kendi dondurmanı yarat” diyerek, Magnum Store’larında tüketicilerinin kendi istedikleri şekilde magnumlarını tasarlama fırsatı sunuyor. Bu şekilde tüketici, marka ile ilişki kurup üretici konumuna gelirken, aynı zamanda bu çalışmalar markaların tüketici sadakati oluşturmaları açısından büyük etkiye sahip oluyor.

Sosyal Sorumluluk Projeleri

Markaları tüketiciyle iletişime geçiren ve onun için çalıştıklarını gösteren en güzel çalışma ise sosyal sorumluluk projeleridir. Bu projeler ile tüketiciye değer yaratan markaların tercih edilme oranları artmaktadır.

Mesela Eti’nin Çocuk Tiyatrosu çalışması, Türkiye’de tiyatroya gitme imkânı bulunmayan ve ulaşamayan çocuklar için geliştirilmiştir. Tiyatroya gitmeyen çocuk kalmamasını amaçlayan Eti, çocuklara tiyatroyu sevdiriyor ve farklı deneyimler edinmelerini sağlıyor.

Bir başka sosyal sorumluluk projesi olan ve Turkcell’in gerçekleştirdiği, “Ekonomiye Kadın Gücü” isimli projeyle Turkcell, çalışma hayatına kadınları da katmayı ve çalışma oranlarını arttırmayı amaçlamaktadır. Geliri belli bir seviyenin altında kalan kadınlara mikro kredi yoluyla iş gücü için destek vererek, çalışma hayatına katılmalarını sağlıyorlar. 4 yılda 100.000 kadını ekonomiye katmayı amaçlayan Turkcell, bu yönde başarılı bir çalışma yapmaktadır.

Kısacası tüketiciye değer yaratan, onun kalbi, aklı olduğunu bilen ve hedef kitlesinin isteklerine cevap veren her marka büyüyecek ve pazar payları artacaktır. Markalar bunun için sosyal sorumluluk ve sponsorluk girişimlerinde bulunabilecekleri gibi bu dönemde ortaya çıkmış ve hızla yükselen etkileyici pazarlama (influencer marketing) ve yerli (native) reklamları da kullanabilirler.

BU GÖNDERİYİ ARKADAŞLARINLA PAYLAŞMAK İSTER MİSİN?