BİR RÜYA İÇİN AĞIT: TÜRK FUTBOLUNDA ALTYAPI

0
194

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde de futbol, en çok sevilen, ilgi gösterilen ve desteklenen spor dalı olma özelliğini taşıyor. Bununla beraber, ülkemizde en çok yatırım yapılan, üstüne saatlerce “nasıl yaparız” diye konuşulup, tartışılan ama harcanan kaynakların karşılığı alınamayan tek spor olan futbol, maalesef ki yüzümüzü nadiren güldürebiliyor.

 

Avrupa Sağ Olsun

Futbolun en üst seviyede oynandığı ve etkisinin yüksek derecede hissedildiği kıta olan Avrupa’da, 5 büyük lige baktığımız ve ulusal futbolumuzu bu liglerle kıyaslama düğmesine bastığımız zaman karşımıza korkunç bir tablo çıkıyor ve altyapılarda kaliteli futbolcu yetiştirme adına varlık gösteremediğimiz gerçeğiyle baş başa kalıyoruz. Avrupa sayesinde, ne kadar geride olduğumuzun farkına varıyoruz. Peki bu kısır döngüden kurtulmak ve elimizdeki “tutkulu, yüksek genç nüfus” avantajını kullanmak adına neler yapabiliriz diye düşünüp, gerçekten çaba sarf ediyor muyuz?

Bir Şeyler Mi Dönüyor? Gerçekten Yeteneksiz Miyiz?

Futbol adına yaşanılan her başarısızlığın ardından duymaya alıştığımız bir klişe haline gelen “altyapılara önem vermeliyiz” ağıtı, bizi bazı şeyler üzerine şüpheyle düşünmeye itiyor. Acaba bu iş için sadece konuşuyor, gerektiği kadar uğraşmıyor ve tabiri caizse bir şeyler mi çeviriyoruz? Yoksa gerçekten yetenek adına kıtlık yaşayan topraklarda mı yaşıyoruz ve açıkçası genetik olarak yeteneksiz miyiz?

3 Milyon Türk mü 80 Milyon Türk mü?

Ülkemizden dönem dönem Tugay Kerimoğlu, Emre Belözoğlu, Rüştü Reçber, Fatih Tekke, Arda Turan, Cengiz Ünder, Merih Demiral, Çağlar Söyüncü vb. gibi yetenekli isimleri çıkartıp, hatta yurtdışına gönderip, başarılı olduklarını da gördüğümüze göre, futbol adına yetenekli insanlara sahip olduğumuz söylenebilir gibi gözüküyor. İşin asıl acı tarafıysa, Almanya’nın, sahip olduğu 3 milyonluk Türk nüfusundan nasıl faydalandığını, Mesut Özil, İlkay Gündoğan, Emre Can, Kerem Demirbay vb. isimlerin dünyanın en büyük kulüplerinde Almanya Milli Takımı futbolcuları olarak forma giydiğini görüyoruz. Bunun dışında da Hamit Altıntop, Cenk Tosun, Olcay Şahan, Kaan Ayhan, Kenan Karaman vb. bazı isimler Almanya altyapısının bir ürünü olarak ortaya çıkıyor ve Türk Milli Takımını seçerek ay yıldızlı formayı giyiyorlar. Almanya’nın, elindeki 3 milyonluk Türk nüfusundan aldığı verimi, 80 milyonluk nüfusumuzdan alamadığımızı görmek de ziyadesiyle can sıkıcı oluyor. Bütün bu resme baktığımız zaman, genetik olarak bu konuda belirgin bir eksiğimizin olduğunu söyleyemeyiz.

Bu İşte Bir Yanlışlık Var

Anlaşılan o ki futbolumuzun ve altyapılarımızın sistemli, temiz ve şeffaf bir şekilde işlediğini, doğru isimlerin yetkili olduklarını ve yönetimde yer aldıklarını söylememiz pek mümkün değil. Basit bir şekilde, basketbola baktığımızda federasyon başkanlığımızı yapan isim Hidayet Türkoğlu, tüm otoritelerce, tarihimizin en iyi 2 basketbolcusundan birisi ve bu konuda gerçekten donanımlı, başkanlık koltuğunu hak eden bir isim. Diğer yandan futbolda, federasyonumuza ve kulüplerimizin yönetimlerine baktığımızda ise futbolla yeterli derecede bağı olan herhangi bir insan görevde bulunmuyor. Özellikle, iş adamı kökenli isimler, kulüplerde ve federasyonda çeşitli yüksek mevkilerde görev alıyorlar hatta başkanlık yapıyorlar.

İstisnalar Kaideyi Bozmaz

Genç nüfus oranı yüksek olan ve futbola ilginin bu denli büyük olduğu ülkemizde, haliyle her dönem “istisnalar” olarak nitelendirebileceğimiz sayıda genç yetenek ortaya çıkabiliyor. Son dönemlerde ortaya çıkan; Cengiz Ünder, Enes Ünal, Okay Yokuşlu, Çağlar Söyüncü, Yusuf Yazıcı, Abdülkadir Ömür, Merih Demiral, Ozan Kabak ve Mehmet Zeki Çelik gibi genç ve yüksek potansiyelli isimlere bu grupta yer verebiliriz.

Yeteneklerimizin Sakatlık Problemleri

İstisna olarak ortaya çıktıklarından dem vurduğumuz başarılı futbolcularımızın birçoğu ise kariyerlerinin bir noktasında “ağır sakatlık” kabusuyla karşılaşıyorlar. Dorukhan Toköz, Abdülkadir Ömür, Yusuf Yazıcı ve Merih Demiral şu an itibariyle, iyileşme süresi uzun zaman alan sakatlıklar yaşayan ve 2020 Avrupa Şampiyonası’na -büyük ihtimalle- gidemeyecekler listesinde yer alan futbolcularımız olarak göze çarpıyor. Talihsizlikler silsilesi adı altında “ahlar vahlar” eşliğinde andığımız bu sakatlıklar için, Fransız düşünür Voltaire’nin ”insanlar açıklayamadıkları şeylere tesadüf diyerek geçiştirirler” sözüne kulak kesilerek zihinlerimize ışık tutabiliriz. Bu sakatlıklar; altyapılarımızda yeterli düzeyde ve doğru şekilde fiziksel antrenman yaptırılmadığının ve genç futbolcularımızın altyapıdan fiziksel olarak hazır hale gelmeden a takıma yükseldiklerinin net bir kanıtıdır. Gelecekte de aynı sakatlık problemlerini yaşamamak için, fizik ve kondisyon antrenmanlarının alanında en donanımlı isimlerini yetiştirmeli, onlara görev ve yetki vererek gerekli önlemleri almalıyız.

Sporcu Yetişmeyecekse Tesis Neden Var?

Tesislerimizin kalitesinin, ekonomik ve teknolojik imkânlarımızın artık istenilen seviyelere yaklaştığını söyleyebiliriz fakat içlerinde nitelikli sporcular yetiştiremedikçe bunların bir anlamı kalmıyor. İyi futbolcular ortaya çıkarabilmek için iyi antrenörler yetiştirmek, hayati öncelik olarak görülmelidir. Türkiye Futbol Federasyonu, üniversitelerin beden eğitimi ve spor meslek yüksek okullarıyla ve hatta ilk okul, orta okul ve liselerle oluşturulacak geniş ağ içerisinde şeffaf şekilde işleyen bir sistem kurarak iş birliği içinde hareket etmelidir. Antrenör eğitimleri ciddi ve kapsamlı şekillerde gerçekleştirilmeli, bu meşakkatli sürecin ardından antrenör adaylarına, antrenör olma ve iyi futbolcular yetiştirebilmek adına fırsatlar tanınmalıdır. Toplumsal, ekonomik ve prestij olarak olumlu ya da olumsuz etkileri -futbol müsabakalarının savaşları durdurmuşlukları dahi vardır- günümüz dünyasında çok büyük olan futbolda, çeşitli şekillerde ve çeşitli yoğunluk seviyelerinde çabaları ve icraatları bulunmasına rağmen devletimizin de etkinliğini ve denetimini arttırması gerekiyor.

 

Nazar Boncukları: Altınordu Futbol Kulübü ve Trabzonspor

Mihenk taşımız Altınordu Futbol Kulübü, dünya çapında ses getiren başarılı futbol akademisiyle tüm spor kulüplerine ve spor kulübü yöneticilerine örnek oluyor. Şimdiden dünya futboluna, Çağlar Söyüncü (Leicester City) ve Cengiz Ünder (AS Roma) gibi 2 çok yetenekli genç ismi hediye ettiler bile. Altınordu Futbol Kulübü, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün hayranlıkla tanımladığı “zeki, çevik ve ahlaklı sporcu” profiline uygun futbolcular yetiştirebilmek adına, çalışmalarına tüm samimiyetiyle devam ediyor.

Futbolla yatıp, futbolla kalkan şehrin sevdası Trabzonspor da tabiri caizse özüne döndü. Altyapısından çıkarttığı ve astronomik bir bedelle sattığı Yusuf Yazıcı (Lille) ve hâlen kendi bünyesinde forma şansı verdiği Abdülkadir Ömür, Abdulkadir Parmak, Hüseyin Türkmen, Uğurcan Çakır vb. yeteneklerle beraber yaptığı atılımla takdir toplayan bir yapıya kavuştu. Ülkemizin aklı başındaki bütün futbolseverlerinin ortak dileklerinden birisi, Trabzonspor’un peri masalı gibi ilerleyen sisteminin bozulmaması olacaktır.

As Solistlerin Önü Karanlık

Büyük bütçelere sahip asırlık çınarlarımız Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray içinse tünelin sonu karanlık. Devlerimiz; spor kulübü yönetmeye dair fazlasıyla yetersiz yöneticiler, adam kayırma, liyakat yoksunluğu, antrenör yetiştirmek için çaba sarf etmeme, altyapıya önem verme işini sözden öteye taşımayıp somut hale getirmeme, menajerlere kaptırılan komisyonlar, etrafa saçılan akla ve mantığa sığmayacak transfer ücretleri vb. onlarca üzücü sebeple büyük zarar görüyorlar.

Belçika ve Hollanda Modeli İlacımız, Neden Olmasın?

“Hazıra dağlar dayanmaz” atasözünün sahibinin, atalarımızdan hangisi olduğu muamma ama haklılığı konusunda hepimiz hem fikiriz. O sözü söyleyen atamız her kimse, bugün kulüplerimizin halini görse “hazıra sıra dağlar bile dayanmazmış, bu kadar haklı olmasam da olurdu” derdi. Düşük nüfuslarına rağmen birer futbolcu fabrikasına dönüşen Belçika ve Hollanda’nın, dişlilerini tek tek inceleyerek, titizlikle kurdukları ve makine gibi işleyen altyapı sistemlerini ve oluşturdukları örnek modelleri Türkiye Futbol Federasyonu yakından takip etmeli. Türkiye Futbol Federasyonu, emek verildiğinde her şeyin en güzelinin yetiştiği bu topraklara o sistemleri entegre etmeli ve biz de uzun vadede futbolcu fabrikasına dönüşmeliyiz.

Böylelikle, gençlerimizin; ülke futbolunu üst seviyelere taşımalarına, potansiyellerini tamamıyla yansıtmalarına, tutkuyla sevdikleri bu oyuna dair hayal kurmalarına ve umut etmelerine engel olmayız. Neden olmasın?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz