• Karmakarışık

    Yapay Zekâ Bilim İnsanlarını İkiye Böldü

      İngiltere’de ilk elektronik bilgisayarı yapan insanlar arasında Alan Turing de bulunuyordu. Yapay zekânın babası sayılan Turing makinaların bununla kalmayıp, bütün bilişsel faaliyet gösteren varlıkları taklit edebileceklerini, iki bin yılına doğru bunlara resmen ‘zeki’ diyebileceğimizi, bütün zekâ gerektiren işleri de yapabileceklerini söylemiştir. Nitekim şu anda Alan Turing’in bundan yarım asır önceki öngörüsünün doğruluğunu görebiliyoruz. Yapay zekâ ilk zamanlarda yavaş, şu an ise oldukça hızlı bir şekilde ilerliyor ve birçok sektöre katkı sağlıyor. Ulaşımdan tıpa, otomotiv sektöründen pazarlama sektörüne kadar birçok alanda kullandığımız yapay zekâları artık elimizde tutuyoruz. Bu gelişmelere bazı bilim insanları iyimser bazı bilim insanları ise kötümser yaklaşıyor. Çok değil henüz dört beş ay önce yapay zekâ ve robot…

  • Karmakarışık

    İletişimde İletişimsizlik

    Küreselleşen dünya beraberinde kitle iletişim araçlarını da getirdi ve hâlâ ucu bucağı olmayan bir gelişme göstermeye devam ediyor. İnsan yaşamına damgasını vuran önemli kitle iletişim araçlarından iki tanesi; televizyon ve telefondur. Yıl 1970’leri gösteriyor. Halk, siyah beyaz televizyonlarına gündelik neşelerini sığdırırken, telefon ise sadece haberleşmeye yarayan bir alet olmaktan başka hiçbir şey ifade etmiyordu. Komşuluk ilişkileri kardeşlikten öteydi ve akşam oturmalarının tadı bambaşkaydı. Zamanla teknolojiye olan zaaf artmaya başladı. Bilim insanları ürettiklerinin daha fazlasını üstüne koymak için çırpınıyordu. Bu köklü değişmeler, önceleri insan yararına oldu ancak insanların kitle iletişim araçlarını amacı dışında kullanmaya başlaması ve telefonsuz, televizyonuz bir yaşamın mümkün olamayacağına inanmalarıyla yarardan çok zarara yöneldiğini görmekteyiz. Son yıllarda, kitle…

  • Karmakarışık

    Hayatımızın Merkezi: İnternet

            Artık yediden yetmişe tüm insanların dilinde, kulağında ve gözlerinin önünde olan, hayatımızın içine bu kadar girmiş, hatta hayatımızı ona göre planladığımız bu internet dünyasını biraz konuşalım mı?         Çevremizde gördüğümüz en küçüğünden en büyüğüne her işletmenin internette yer aldığı, mahallemizin bakkalının “#shopping #eat #holiday” etiketleriyle gönderi paylaştığı dijital dünya artık hayatımızın vazgeçilmezi olmuş durumda. Yeni evlenmiş hanımefendilerin bir hevesle döşediği evlerinin fotoğraflarını, küçük kızına şakalar yapıp video paylaşan babaları ve daha nicelerini birçok mecrada görmekteyiz.         Biz mi sosyal medyayı kullanıyoruz yoksa o mu bizi kullanıyor diye kafalarda karışıklık yaratsa da, hepimiz onunlayken pek bir mutluyuz. Bu iş internet çılgınlığına…

  • Karmakarışık

    Üslup ve Saygı

        Herkes her gün birileriyle iletişim kurar. Kimilerimiz isteyerek kimilerimiz gönülsüzce. Mesela anlık gelişen bir konuşmada, herhangi biri gelip laubali bir biçimde çakmağınızı istese tepkiniz ne olur? Büyük ihtimalle başta şaşırırsınız. Kullandığı üslup pek hoşunuza gitmeyebilir. Çakmağınızı verip vermemekte tereddüt edersiniz. Peki nazik bir biçimde rica etse tepkiniz aynı olur mu? Büyük ihtimalle aynı olmaz. Bunun sebebi bu sefer kullanılan üslubun düzgün olması ve saygılı davranılmasıdır.   İletişim kurarken en çok dikkat edilmesi gereken şeyler saygı ve üsluptur. Kullanılan üslubun, alınacak olan geri dönüşe büyük ölçüde katkısı olur. Doğru üslup kullanılarak kurulan iletişim, her iki taraf için de tatmin edici olacaktır. Samimiyet ve laubalilik arasındaki fark kavranmalı ve buna göre hareket…

  • Karmakarışık

    Utanç Duyuyorum

    Ceplerime sıkıştırdığım şiirleri avuçlarımda taşıyorum şu sıralar. İhtiyacim var onlara “insan, insanın utancıdır” sözü bu denli çivilenmişken zihnime. Ne zaman insana dair umutlar beslesem, koca bir hayal kırıklığı karşılıyor beni eşikte. Sevmiyorum 21.yy’ı, bilimin nihai açıklamaları ise umrumda dahi değil. Nefret etmeye başlıyorum televizyon denen zımbırtıdan , kadın cinayetleri çarpıyor son zamanlarda gözüme. Erkeğin, kadına , kadın özgürlüğüne bu denli kanlı ve vahşice el koyabilmesi… Sığınıyorum Cemal Süreya ya , çok sinirlendiysem Can Yücel in küfürleri bir nebze rahatlatıyor beni. Onlardan öğreniyorum kadının değerini. Dizeler kemiriyor beynimi, başlıyor Cemal Süreya, başlıyor söylenmeye: “Bir kadını ortadan ikiye böl Yarısı anne Yarısı çocuk Yarısı sevgili Yarısı aşk” Utanç duyuyorum,utancınızla utanmaya devam ediyorum.…

  • Karmakarışık

    Nefret Etmek İçin Doğuyoruz

    Mutlaka görmüşsünüzüdür “Irkçılık doğuştan gelmez. Irkçılık sonradan öğretilir.”,  “Kimse kötü doğmaz. Kötülük sonradan öğretilir.”  gibi cümlerler. Peki bu gerçekten böyle mi ? İnsan sürekli öğrenerek gelişebilen çok üstün bir organizma. Peki doğduğumuzda bir şey bilmiyormuyuz? Aslında  bilmediğimiz şeyler var. Örneğin: yürümeyi, konuşmayı, hatta oturmayı bile bilmiyoruz. Birde doğduğumuzdan itibaren bildiklerimize  bakalım. Yale Üniversitesi’nin insanlığın ahlaki ilkeleri ile igili deneyi bize herşeyi açıklar nitelikte. Bu deneyde insanın en saf ve temiz olduğu düşünülen hali yani bebekler başrolde, bebeklere oyuncak kuklalar eşliğinde  iyi ve kötü davranış sergileniyor sonucunda seçim yapan bebeklerin 4’te 3’ü iyi davranış sergileyen kuklayı seçiyor. Buraya kadar her şey güzel peki hep iyiliği mi seçiyoruz? Bir sonraki testte ise…

  • Karmakarışık

    Büyükada

    Büyükada, metropole çok yakın olmasına rağmen, metropolden hiçbir iz taşımayan bütün doğallığı ile bize sunulan, eşsiz güzellikleriyle dolu bir doğa harikasıdır. Antika, köşk yapıtları ile her eve dönüp tekrar baktıran muazzam güzelliklerdeki evler, dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Trafikten, gürültüden uzak, kafamıza estiğinde her an çıkıp gidebileceğimiz yakınlıkta olan adalardan büyük ada; bizlere bırakılmış, kazandırılmış en güzel mirastır. Sokaklarında yürürken huzur veren, her sokağında denizi görebileceğimiz temiz hava da cabası. Tüylerimizi ürperten, ünlü Türk roman yazarı Reşat Nuri Güntekin’in harika evini de görmeden geçmeyin deriz. Bir müzesi yok ama üç katlı evin pembe pervazlı dış cephesi bile görülmeye değer. Yılmaz Türk Caddesi’nde, Aya Nikola Kilisesi’nin önünden ilerleyince bu köşk çıkıyor karşınıza.…

  • Karmakarışık

    Yaşamı Görmek

    Yolların akıp gittiğini düşünmüşümdür hep ayaklarımın altından. Etraftaki insanların simaları kazınır aklıma başka birgün kendilerini tanımam için. Hepsinin ortak noktası ise bir amaç uğruna koşuşturmaları. Hepsinin bir amacı, hepsinin bir çabası var; iyi yerlere gelmek büyük insan olmak, kazandığının üstüne bir tık daha eklemek… Kimileri çaresiz, kimileri bıkmış, kimilerininse keyfi şimdilik yerinde. Ama hepsi koşuşturuyor… Oysa ki ortak hedefimiz, ortak varış noktamız aynı değil mi? Yerinde duranla, çabalayan insanın ortak son durağı: Ölüm. Hepimiz yarınımız garantideymişçesine boğulduk hayatın içinde. En erken koyduğumuz hedefler bile çok uzak olabilir bazen. Bir hedef koymamak, boş bir hayat sürmek değil kastettiğim. Karamsarlık hiç değil. Sadece garantisi elimizde olmayan bir hayatta ilk hedefimiz, iyi insan…

  • Karmakarışık

    Duymak Ve Dinlemek

       Duymak… Uyandığımız ilk andan itibaren kulaklarımızın etraftaki sesleri mükemmel bir titizlikle çekmesi… Kulaklar kendine düşen görevi eksiksiz yerine getiriyor ama biz bu seslere karşı ne kadar dikkatliyiz? Kaçımız pencerelerini açınca dışardan gelen gürültüyü gerçek anlamda duyuyor? Arabaların kornalarını, köşe başında telefonda sevgilisiyle kavga eden kadını, bağıra bağıra gezen simitçiyi ya da en basitinden bir köpeğin ısrarlı bir şekilde havlamasını… Cevap basit, kulaklar duysa bile beyin dinlemekten çekiniyor. Her gün aynı şekilde sürüp giden bu karmaşada beyin kulaklara büyük bir saygısızlık yapıyor bence. Tabi bizlerin izniyle. Beyin, kulakların büyük bir zevkle yaptığı bu işi kayda değer bulmuyor bile. Oysa ki açsak beynimizi kulaklarımızla birlikte, dinleyeceğiz etraftaki sessiz feryatları, kahkahaları, pişmanlıkları… Mesela…

  • Karmakarışık

    Anlaşılıyor muyuz?

    Hayatta hep bir şeyler için çabalarız. Neyi ne kadar iyi yaptık diye bakmadan, sadece bir sonrakini yaşamak için çırpınıp dururuz. Oysa bu o kadar basit olmamalı; insan yediği yemeği bile sırf o an ki güdü doyumu için yapmamalı. Zevk almalı yaptığından, yediğinden, güldüğünden. Mesela sırf konuşmuş olmak için konuşmamalı, içindekileri anlatmalı o duyguyu karşıya da hissettirmeli.      Çoğu insanın şikayetidir anlaşılamıyorum! Belki anlatmak istemiyorsundur. Hiç düşündünüz mü ? Bir yerlerde onlarca insan karşısında bu anlaşılamıyorum sendromuna girmiş bir insanın halini. Düşünemezsiniz, çünkü o onlarca insan bir şeylerin farkında olup gelmiştir. O kişiden ne alacaklarını bilirler. Konuşanda ne vereceğini, insanlara neler katacağını bilir. Bizler anlaşılmak zorunda olan varlıklarız. Hiç kimse…