İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Küresel Yaşam ve Öğretilmiş Çaresizlikler

Her an yaşanan doğum ve ölümler ile o vazgeçilemez dünyamızda dört bir yanda yaşayan 7.708.155.792 insan. Ne kadar fazla değil mi? İşin ilginç tarafı ise mevcut nüfusun on katını besleyecek kadar üretim yapılmasına rağmen hala açlıkla pençeleşen insanların olması.

Biraz bakınca var olan sistemde bir bozukluğun olduğu aşikâr ve bu bozukluğu ileri sürmek için zeki olmaya da gerek yok. Ya da üreticilerin fiyatları düşürmemek için piyasaya mal arz etmeyerek stoklama yolunu tercih ettiği bir dünyada çıplak kıyafeti olmayan insanları görünce var olan düzendeki bozukluğu fark etmek için ekonomi okumuş olmaya da gerek yok.

Peki ya Kalifornia’da portakal bahçelerinde çalışan mevsimlik işçilerin günlük çalışma ücretlerinin 3 portakaldan ibaret olması, bahçe sahiplerinin de fiyatları düşürmemek için portakalları denize dökmelerine ya ne söylemeli. Karınlarını doyuramayan insanları gördükçe var olan düzende bir sorun olduğu çok belli değil mi? Tabi bunun için portakal toplamaya gitmiş olmaya da gerek yok. Afrika’da Hindistan’da, Güneydoğu Asya’da, Güney Amerika’da açlıktan kemikleri çıkmış bebekleri resmetmek için yarışa giren insanlar ve gazeteciler onlarca ödüllere boğulurken burada da bir bozukluk olduğunu görmek yine çok zor değil.

Yoksul çocukları koruyacağını söyleyerek yemekten karnı şişmiş kişilerin düzenlediği programlar ve okumak için kitap alamayan çocuklar için uygulanan faaliyetlerin olduğu bir yerde bir şeylerin yanlış olduğunu görmek yine çok zor olmamalı.

Aç kalma korkusuyla ülkelerin yapmış oldukları nüfus planlamaları ile binlerce liralık yapılan harcama ve yine doğmamış çocuklar yüzünden uykuların kaçtığı bir dünya ve hatta doğmuş çocuk için harcanacak paranın ana rahminde çocuğun doğmaması için harcanan bir dünya düzeni. İletişim araçlarının en çok olduğu ama iletişimsizlikten de en çok dem vurulan, o bitmek bilmeyen birçok çözümü ve o çözümlerin yarattığı birçok sorunu beraberinde getiren bir dünya düzeni. Öyle bir durumdayız ki hayatımızda kendi ihtiyaçlarımızı bile kendimiz belirleyemiyoruz. Birileri ihtiyaç diyor biz de onları kendi dünyamızda vazgeçilmez hale getiriyoruz.

Öyle bir çıkmazdayız ki o daralan ruhumuza iyi gelecek bizi oyalayacak ve söz gelimi bize derman olacak şekilde önümüze sunulan çözümlerin tam da ortasında kendimizi kaybetmiş olarak buluyoruz. Hayallerimiz, hedeflerimiz, planlarımız, istek ve arzularımız ve peki bunların hangilerini bizler belirledik? Bir şeylerin yanlış olduğu bilerek devam ettiğimiz sürece de, çok da şikâyet etmeye hakkımız yok gibi.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sitenin tüm yayın hakları Netbihal.com tarafından korunmaktadır. İçeriklerin izinsiz olarak kopyalanması yasaktır.