Olmasaydı Sonumuz Böyle: Kobe Bryant…

0
1154
Bu içeriği paylaşmak ister misin? 👇

Gönlümde kopan fırtınaları kelimelere dökerek ifade etmem gerek… İki gün önce Türkiye saatiyle gece yarısı almış olduğumuz, 41 yaşındaki, basketbolun emekli süperstarı Kobe Bryant ve Kobe’nin 13 yaşındaki kızı Gianna’nın hayatını kaybettiği korkunç helikopter kazası haberi; kendi sürüsüyle derdi arasında, başkasının derdiyle de dertlenen duygusal halkımızı ve dolayısıyla beni de etkiledi. Kader; son zamanlarda yaşadığımız sayısız felaket ve zorluk sebebiyle dünyaya karanlık bakan gözlerimiz hayata daha da karanlık baksınlar diye, pencerelerimizi bir kat daha siyaha boyamıştı.

Twitter’a her girişimde, refleks olarak kontrol ettiğim gündem bölümünün en tepesinde gördüğüm isim, basketbola ruhunu adayan ve benim de en sevdiğim basketbolcu olan Kobe Bryant’ın ismiydi. Onun ismine tıklar tıklamaz, o esnada yan odada bulunan kardeşimin “abi Kobe ölmüş” cümlesiyle irkildim. “Olmaz, yalan haberdir” diyerek soğukkanlılıkla başladığım aramalarım giderek telaşlı bir ruh haline dönüşerek devam etti. Haber kaynaklarını ve olay hakkında yazılanları, oluşan negatif atmosfer içinde umutlu kalmaya çalışarak hızla kontrol etmeye başladım. Hayatı boyunca, yenilmeyi kolay kolay asla kabul etmedi Kobe, ne zaman geriye düşse dişlerini kırarcasına sıktı geri dönmek ve kazanmak için. Ölüm mutlak yenilgimiz, elbette itirazım yok, itirazım olması da hiçbir şeyi değiştirmeyecek ama benim tanıdığım Kobe, karşısında ölüm meleği bile olsa yine dişlerini sıkıp çenesini öne çıkartmalı ve ona bu kadar erken kaybetmemeliydi. En azından ben öyle olmasını umut etmiştim, milyonlarca insan gibi…

Evlenmek ve Baba Olmak Asi Adama Yaradı

Sarf ettiği sözler ve sergilediği davranışlar sebebiyle “problem çocuk” olarak basketbol camiasında adı çıkan Kobe’nin, karakteri, zaman geçtikçe pozitif yönde gelişim gösterip olgunlaştı ve sağlamlaştı. Hatta camiada öyle güvenilir bir isim haline geldi ki birçok genç basketbolcu, Kobe’den kendilerine yol gösterici olmasını istedi ve Kobe de seve seve onlara yardım etti. Eşi Vanessa Bryant, Kobe’nin bu karakter gelişimindeki en büyük yardımcısı oldu ve ikisi birlikte çok mutlu bir aile portresinin baş aktörleriydi. Eşi ve 4 kızıyla beraber tabiri caizse güllük gülistanlık bir aile hayatı sürerken, isimleri hiçbir olumsuz haberde yer almadı. Kobe’nin ailesine dair birçok hayali vardı. Örneğin, kendisiyle beraber kazada hayatını kaybeden kızı Gianna’nın WNBA’de forma giymesi, bunlardan sadece bir tanesiydi ama John Lennon’un da dediği gibi; “hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir.”

Kasım ayında Sunday Paper dergisine konuşan Kobe Bryant: “Baba olmak bu dünyada en çok gurur duyduğum şey; bu benim en büyük başarımdır. Çok şey öğrendim, ama belki de en derin şey, ebeveyn olduğunuzda çocuklarınız için sahip olduğunuz en güzel şey karşılıksız sevgi olmuştur. Bu deneyimi dört kez yaşadığım için çok mutluyum ve bence dünyada bu duygudan daha güçlü hiçbir şey yok.”

Karlı Bir Kış Sabahı Kobe Bryant ile Tanışmak

Basketbol tarihinin en büyük efsanelerinden birisi olan Kobe Bryant’a dair, berrak olarak hatırladığım ilk anımdan bahsetme vakti geldi: 14 yıl önce, henüz çift haneli yaşlara bile ulaşmamıştım, kısacası 9 yaşındaydım. Karlı bir kış gününün sabahına uyandıktan sonra –o zamanlar bugünlerden daha beyazdı, hem ocak ayında kar da yağıyordu- her gün olduğu gibi o gün de teletekstten haberlere bakıyordum, özellikle spor haberleri arasında zevkle gezinirdim. Haberleri sırayla okumaya devam ederken, basketbol tarihinin en efsanevi performanslarından birisi olan Kobe Bryant’ın 81 sayılık Toronto Raptors maçının haberini görmüştüm… İnanılmazdı. Çeşitli sporlara ilgisi, yürümeye başladığından beri fazlasıyla bulunan, okuma ve öğrenme merakı da fazla olduğu için yaşına göre genel kültür seviyesi yüksek olan bir çocuk olarak tabii ki kendisinden haberdardım ama görüntülerini yıllar sonra lise dönemindeyken eve internet bağlatılınca ancak izleyebildiğim o maçın teletekstten okuduğum haberi bile, onu hafızama kazımaya yetmişti. Kobe ile gerçek manada tanıştığım ilk an, o haberi okuduğum an olmuştu. 23 Ocak 2006…

Dipten Çıkıp Zirveye Dönüş

Şimdiyse, boynumuz, tepemize kara bulut gibi çöken hüzünlerimizin ağırlıyla eğildi. Boynumuz eğik yürürken, rotamıza kronolojik olarak devam ediyoruz. Shaq’ın gidişi sonrası Los Angeles Lakers, formunun zirvesinde olan Kobe’ye çok kötü kadrolar sunmuş ve o da bu durumdan fazlasıyla şikayetçi olmaya başlamıştı, haklıydı. Süperstarını kaybetme korkusu tüm vücudunu saran Lakers yönetimi nihayet hareket geçti ve öncelikli hamle olarak, Kobe’nin kariyerindeki ilk 3 şampiyonlukta takımın başında bulunan Koç Phil Jackson göreve getirilmişti. Hemen ardından, pastanın üstüne çileği koymak için Memphis Grizzlies ile Pau Gasol takası yapıldı.

Kobe Bryant ve Los Angeles Lakers’in 2003-2004 sezonu sonrasında şampiyonluk yarışına tekrar dahil olduğu ilk sezon olan 2007-2008 sezonuna gelmiş bulunmaktayız. Nedenini o dönemde de şimdi de çok kestiremesemde o sezon boyunca Boston Celtics’i tutmuştum ve Celtics NBA finalinde Los Angeles Lakers’ın karşısına dikilmiş bulunmuştu. Birincisi yeşil formaları gözüme çok güzel gözükmüş olabilir, ikincisi kadrolarındaki “mücadeleci ağır abi” isimler başımı döndürmüş olabilir, son ihtimal olan üçüncüsüyse ligin en iyi oyuncusu Kobe Bryant’ın karşısında rakip olmaları olabilir -ki düşündüm de asıl nedeni buymuş, mazlumun yanında olma hissi sarmış beni, gerçi o Celtics’den de ne mazlum olur ya- O sezon Celtics şampiyonluğu kazanmış, beni sevindirmiş ve ligin aktif en iyi oyuncusu olduğunu bildiğim Kobe’yi yenmişti. Kobe’nin o büyük direnişi, içimde ona karşı giderek büyüyen bir saygı ve sevgi doğurmuş ve bende de Kobe Bryant’ın “herkesi karşısına alan adam” kimliği, meşhur “Black Mamba mirası” iyiden iyiye yer etmeye başlamıştı.

Büfede Gelen Şampiyonluk ve Tahtın Sahibinin Dönüşü

Ertesi sezon yaklaşırken babam, bize iyi gelir getirmesi umuduyla, döner ve sulu yemekleri de bünyesinde bulunduran, ürün çeşitliliği yüksek bir büfe açmıştı. Okuldan arta kalan zamanlarda ona yardım ettiğimi ve o yıl 6. sınıfa giderken SBS’ye az çalışıp -sınav sorularının birileri tarafından çalındığını bilsem belki hiç çalışmazdım, belki de çok çalışırdım- yüksek puan aldığımı hatırlıyorum. Koca yürekli babam, zorluklarla çıktığımız bu emek yolunda müşteri memnuniyeti ve hiçbirimizin sıkılmaması için elini korkak alıştırmamış, plazma televizyon ve uydu alıcısını da hazır etmişti. Her şeye rağmen; ağırbaşlı ama asi, özgür ve spora tutkuyla bağlı ruhumu, dükkanda tıkılı kalmak fazlasıyla sıkıyordu.

Yaz aylarına yaklaşırken NBA Playoffları’nı bizim büfemizin televizyonundan takip etmeye başlamıştım. Sezonun sürprizi Orlando Magic’in, finaldeki rakibi kim miydi? Geçen sezonun kaybedeni Lakers yine finaldeydi ve yine o adam vardı karşımda: Kobe Bryant.

Hidayet Türkoğlu’nun hatrına Magic tarafında yer almıştık Türk halkı olarak. Kobe yine karşımdaydı anlayacağınız ama bu kez ona karşı kazanamayacağımızın ben de farkındaydım. Hidayet’in damaklarımızda çok güzel tatlar bıraktığı performansları, Kobe’ye koyduğu ikonik blok gibi enstantaneler bizler için teselli ikramiyesi olmuştu. Kobe Bryant artık, “çocuk Batuhan’ın” gönlüne de tahtını kurmuştu.

Black Mamba “Yetmez” Diyordu

Diğer yandan, Kobe Bryant içinse 4. şampiyonluk yüzüğü parmağına takılmıştı. Eski partneriyken ezeli rakibi haline gelen Shaq ile şampiyonluk sayılarını eşitlemek demekti bu şampiyonluk. Sanılanın aksine, 4. şampiyonluk onu tok hale getirmek yerine daha da iştahlandırmış, hançer gibi bakışlara sahip yüzü “yetmez” diyerek kesiyordu rehavet dolu atmosferi. Zamanı gelmişti, artık “Kobe Bryant dünyanın en iyi basketbolcusu” diyerek girmeye başlıyordum basketbol sohbetlerine. Black Mamba’nın ateşi beni de sarmıştı.

Biz de Kazanamadık Ama Kaybetmedik de

Sonra büfede 100 kişiyi geçen öğlen yoğunlukları gelmişti, orada da yükü çekirdek ailemizle yüklenmiştik. Annem, Koç Phil Jackson konumuna geçmiş, gerekli teknik ve mental desteği her zaman vermişti bizlere. Babam, Kobe Bryant rolünü üstlenmiş ama maalesef ki yanında gerçek bir Pau Gasol bulamamıştı. Kardeşim 6 yaşındaydı, bense 11. İş stresini paylaşmak için çok küçüktük ve eğitim hayatımız da önemliydi ama her şeye rağmen elimizden gelen en yüksek performansı sergilemiş, üstümüze düşeni yapmıştık. Hikayenin sonunda ise yine iş adına hayallerimize ulaşamamıştık. Bense ne eğitim ne de spor alanında büyük düşlerime kavuşamamıştım… Rahatlıkla playofflara soktuğumuz büfemizi, yeterli desteği göremeyip şampiyonluk kazanamadığımız için devretmiştik.

Devamı gelecek…

Bu içeriği paylaşmak ister misin? 👇

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz